İtalya’da gezintim hakkında size de yardımcı olabilecek notlar

Venedik gezisi

Venedik deyince akla balıkçılık geliyor ama aslında hiç de öyle değilmiş. Çok büyük bir kent değil. İki tane birbirine yirmi metre mesafede büyük sayılabilecek meydanı var. Bu meydanlardan birisinin yanında bir kilise var. Bu kilise bizim ülkemizdeki Aya sofya’ya benzer şekilde yapılmış. Hatta üzerinde bulunan iki tane at da yanlış hatırlamıyorsam İstanbul’dan gelmiş, bu bilgiden tam da emin değilim. Diğer meydan Venedik’in yönetimi için kullanılan binaların kuşattığı bir bina.

Sahilde göreceğiniz iki binadan birisi mahkeme, diğeri de hapishane. Hapishanenin bir özelliği de, çapkın olarak ün yapmış Kazanova’nın yattığı ve bir şekilde kaçmayı başardığı hapishane olması.

Şehirdeki binalar sanki nakış gibi işlenmiş, çok güzel görünüyor ve köprüler de dahil pek çok yerin bir öyküsü var. Ulaşım deniz üzerinden sağlanıyor ve arabaları ancak denizde giden feribotlar üzerinde görebiliyorsunuz ki o da nadir sayılır.

Bu kadar tarihten sonra alışverişe gelirsek, venedikte alınabilecek şeyler arasında maskeler ve murano camını bulabilirsiniz. En azından ben bunları öğrenebildim. Tabiyiki şapka, giysi t-shirt vb de alabilirsiniz ama murano ve maske buraya özgü gibi duruyor.

Murano camına gelirsek, kendisi el işçiliği ile yapılan venedik’e özgü bir şekilde yapılan bir cam işlemesi. Fiyatı en ucuzu 18 euro’luk bir kolye olarak görebildim. Ama ben kendime 20 ile 40 euro arasına 5-10 cm büyüklüğünde bir biblo aldım. Daha büyükleri yüzün üzerinde oluyor.

Maskeler ise 20 avro civarında. Ama maskelerde de şöyle bir olay varmış, üzgün maskeler vebalı dönemden kalma imiş. Gaga şeklinde burun uzantısı olan maskeleri doktorlar vebalılara fazla yaklaşmamak için kullanıyorlarmış. Gülen maskeler ise Venedik’in geçmiş bir döneminde yaşanmış olan eğlence çağından kalma imiş. Seçim sizin.

Venedik gezenlerin kimisinin sıkıcı bulduğu bir yer. Yani çok büyük sayılmaz. Yarım saate turistik her yanınını gezip dolaşabilirsiniz. Gündüz vakti sıcaktan kaçmamak için sahilden değil de bir arka sokaktan gideyim gölge serin olur fazla demeyin, insan kayboluyor. Çünkü bir arka sokaktan sahile paralel giderken sokak bitiyor, bir arka sokağa daha geçiyorsunuz. Sonra bir arka, sonra bir arka derken bir telefon navigasyonundan bir bakmışsınız ki sahilden dört beş bina uzaktasınız ve sahile direk giden hiçbir yol yok. Zaten sokaklar da çok uzun gitmiyor denize doğru.

Bu benim başıma gelen bir olaydı. Sonuçta nasıl nasıl buldum derseniz dört beş kişiye sordum. Sorduklarımdan bir kişi tersledi, yardım etmiyorum dedi, ama diğerleri yardımcı oldu. Yani ters adam her yerde var, kafaya takmayın. Ama şunu söyleyebilirim venedikte az. Çünkü mağazalara girip sordum iş garanti olsun diye. Sorduğum turistler de benim gibiydi, pek bir şey bilmiyordu.

Benim açımdan venedik gezip görmeye değer bir yer. Şehrin yapısı güzel, gondolla gezmeyi de öneririm o da çok güzel, küçük şeyler satan mağazalar da güzel. Şunu da eklemek isterim, latte’yi 4,5 euro’ya içtim, su da 3 euro civarındaydı. Bir ek daha, meydanı gören yerlerdeki kafelere girerseniz, hesabı öderken sürprizle karşılaşabiliyormuşsunuz. Eğer siz yemek yerken veya kahve içerken müzik çalıyorsa, size ekstradan 7- 8 euroluk bir ek hesap daha çıkartabiliyorlarmış.

Verona ve Garda gölü gezisi

Verona dediğimiz yer, İstanbul’daki İstiklal caddesi gibi bir yer aslına bakarsanız. Yani iyi giyim markaları bir arada. Anneme bir şeyler alacaktım Stephanel’den ama iç yakan fiyatları var. Belki 100 tl civarı ucuzdur, o kadar detaylı bilmiyorum Türkiye fiyatlarını da o yüzden belki diyorum. Ama stradivarius diye bir marka vardı, o alınabilir duruyordu. Fiyatları tam hatırlamıyorum ama 20 eurodan aşağı yukarı bir şeyler vardı. Buranının da bir meydan sayılabilecek yerinde bardak içine yapılmış meyve salataları satıyorlar, 3 euro civarı bir şeydi sanırsam.

Bir tane de ana meydanı var biraz büyük. Bu meydanının yanında bir tane kolezyum var, gladyatörlerin dövüştüğü alan. Bu meydanın da özelliği, hıristiyanlığın kabulü sırasında Roma’da hıristiyanlar kolezyumlarda aslanlara yem edilirken, bu meydanda hiç böyle bir şeyin olmamış olmasıymış.

Verona’da zemini mermer döşeli bir sokak var. Zaten istiklal caddesi dediğim yer de burası. Buranın girişinin üzerinde asılı duran bir balina kaburga kemiği var. Bunun altından geçerken dilek tutmak da gelenekmiş.

Verona ile ilgili diyebileceğim son şey ise, Romeo ve Juliet’in burada yaşamış olmasıymış. Yani aslında yaşamışlar mı tam da anlayamadım ama hikaye burada geçiyor galiba. Juliet’in evi burada. Bir tane de Juliet heykeli var. Bu heykelin sağ göğsüne sağ el ile dokunmanın uğur getirdiğine inanıyorlarmış. Tabiyi ki inanç saygı duymak lazım.

Garda gölünde ise, Sinop’ta olduğunu duyduğum olay var. Yani sağına bak deniz, soluna bak deniz. Tabi burada deniz değil göl var. Evler ve oteller var. Baya lüks bir yer gibi geldi bana. Tabi buranın da dar sokaklı arabaların zor ilerleyebildiği, nadir geçtiği bir eski şehir merkezi var. Denizin kıyısında, kale içi sayılabilecek bir yerde. Lokantalar var tabiyiki. Ama dondurmacıların sayısı baya fazla. Tiramisulu dondurmada adamlar tiramisunun neredeyse kekinin bile tadını vermeyi başarmışlar. Tebrik etmek lazım.

Floransa

Floransa merkezi 700 bin veya 2 milyon olan bir kent. Gezmeye müsait bir kent, bu tabiyi ki ne aradığınıza da bağlı. Eğer tur ile gittiyseniz, otobüsün olduğu yerden bir katedrale kadar yürüyorsunuz ve burası gezinin merkezi oluyor.

Katedral hakikaten isminin hakkını veriyor. Çok büyük, çok güzel işlemeleri var, çevresinde ve üzerinde çok güzel heykeller var. Bu katedralin önünde Michalengelo’nun yaptığı bir heykel de var. Katedralin yanında bir çan kulesi, karşısında vaftiz yapılan yine çok büyük bir bina var. Vaftiz yapılan binanın önündeki kapıya Michalengelo isim vermiş, “Cennetin kapısı”.

Katedral bir meydana bakıyor. Bu meydanda küçük hediyelikler satan yerler var. Birkaç tane maske satan yer de gördüm. Ayrıca, google maps veya diğer uygulamalarla bakarsınız, otelde yemelik bir şeyler için Carrefour express var. Bir de katedralin çevresindeki sokakların birinde küçük bakkal tarzı bir şey var, ben oradan almıştım Carrefour’u bulmaya vaktim olmadığından, adam çok suratsızdı. Ek olarak bu katedralin olduğu meydandan çevreye doğru ışınsal yayılan yollar var, baya genişler, pek de araba geçmiyor. Burada Türkiye’de görebileceğiniz Zara gibi mağazalar da var, Miu Miu gibi mağazalar da var. Türkiye’de Miu Miu var mı bilmiyorum ama ünlü bir yermiş. Baya da pahalı.

Floransadan size burayı hatırlatacak küçük 4- 10 euro arası hediyeler alabilirsiniz. Etrafta küçük mağazalar var bunlar için, kimisi büfe şeklinde. Ben buradan küçük bir çay tabağı büyüklüğünde Floransa resmi olan bir tabak aldım.

Ek olarak, etrafta bir sürü çantacı var. Ben hepsine girmedim tabiyi ki, sadece dışarıdan gördüm. Ama bir tanesinin dışında %30 %40 %50 drop off veya drop out- hangisi olduğunu şimdi hatırlayamadım- yazıyordu. Buradan anneme bir çanta aldım, 129 dan 75 e inmiş. Gerçi pahalı denilebilir, ama deriydi vs. Yani alınabilecek fiyat, Türkiye’de de benzer fiyatlar var deri işinde.

Bu katedralin olduğu meydandan, başka bir meydana 100 metre yürüme ile geçebiliyorsunuz. Bu meydanda Floransa’da meşhur bir pastane olan “Gilli” pastanesine gidip bir tiramisu, yanına bir latte içebilirsiniz. Ayrıca burada tuvalet de var. Bunu söylüyorum çünkü Floransa’da umumi tuvalet olarak sadece bir avm’nin en üst katı varmış. Bu mağaza beymen gibi bir mağazaymış. Mış diyorum çünkü ben buraya girmedim.

Bu ikinci gittiğiniz meydanda “Hard rock cafe” de var. Buradan Floransa temalı bir giysi alabilirsiniz. Veya polar bir hırka alabilirsiniz, ki çok sıcak tutuyor. Gerçi kışı geçirmedim ama öyle görünüyor. Ayrıca buranın da tuvaleti var. Gayet temiz. Ve biz hiçbir şey almamışken, sadece mağazada onu mu alsak bunu mu alsak diye dolanırken sorduk tuvalet var mı kullanabilir miyiz diye, hemen yerini gösterdiler. Sonra bir daha girdik, tabiyi ki bu sefer su aldık, kibarlık olsun diye tuvalet var mı diye sorduk, sonra girdik. Su da burada ucuz sayılır, 1,5 euro yarım litrelik su.

Bu meydanda son olarak bahsedebileceğim yer ise Apple mağazası. Tüm ürünleri deneyebilirsiniz. Kendime bir airpods alacaktım ama hem ellerinde kalmamış hem de fiyatı 187 euro civarı bir şeydi. Yani Türkiye ile pek bir farkı yok.

Son olarak yazmayı unutmuşum, bu en başta bahsettiğim katedralin yanındaki çan kulesine çıkış ücretli bir şekilde serbest. 5- 15 euro arası bir fiyatı vardı. Kapalı ortam rahatsız ediyorsa çıkmayın dedi rehberimiz. Bir de çıkarken hızlı çıkayım diye bir şey söz konusu değil, hızınızı önünüzde çıkan kişi belirliyormuş. 500- 600 arası bir basamak sayısı var. Hesabı siz yapın artık 10- 15 dakikaya çıkılır. Tahminime göre.

Çanta, deri işi başka bir şey, veya mağazalardan bir şeyler alacaksanız, indirim olan yeri aramanızı tavsiye ederim. Bir de “made in Italy” yazması, yani İtalya yapımı olması bence önemli.

Bir şeyler ararken burada vakit geçirmek baya hızlı oldu. Az kalsın unutuyordum, yemeği de Tibone Stack aldık, meşhurmuş Floransa için, rehberimizin dediği yerden aldık. Adı emin olmamakla birlikte “Ruba conte”. Tavsiye ederim, bir de türk garsonu vardı, baya iyi bir yer. Doyuyorsunuz, kişi başı 20 euro ya menü alabiliyorsunuz, bir sebze çorbası, kişi başı yaklaşık yarım kilo civarı biftek, yanında da alkollü veya alkolsüz bir içecek. Buna kola da dahil. Su da menüye dahil olarak geliyor, ekleyeyim. Söylemeyi unutmuşum, bu restoranda tibone stack domuz etinden yapılmıyormuş, angusa benzeyen bir hayvandan yapılıyormuş. Vaktinde bize de ithal etmişler bu hayvanları. O yüzden rahatça yiyebilirsiniz. Ama yine de sorun domuz eti var mı diye. Bir de etinizi “well done” olarak söyleyin. Yani iyi pişmiş. Yoksa etin içinde kanını mühürleyip size pişmemiş gibi görünen bir et getirebilirler. Rehberimizin demesine göre, eğer etiniz tam pişmemişse söylemenizde hiçbir sakınca yokmuş. Hatta sorun olursa bana söyleyin ben söylerim dedi, sahibini tanıyormuş vs.

İtalya’nın genelinde domuz eti yaygınken, Floransa’da bu angusa benzeyen hayvanlar yaygınmış galiba. Bu yüzden eğer et yiyecekseniz burada yemenizi tavsiye ederim.

Pisa, San Gimignano, Siena

Pisa kulesini ilk gezmiştim, o yüzden oradan başlayayım. Öncelikle şunu söyleyeyim ki, kule, yanındaki katedral, ve onun yanındaki vaftiz hane çok güzel. Mermeri özelmiş zaten, kendini belli ediyor. Fotoğrafta göründüğü kadar canlı ve beyaz. Gözle ayırt edilemiyormuş ama kulenin çevresinde az önce saydığım yapılar da eğri imiş, yani katedral ve vaftiz hane de eğriymiş. Zaten kule yapılırken, ikinci kata çıktıklarında eğriliği fark edilir olmuş, boşver deyip yapmaya devam etmişler.

Pisa kulesi, katedral, vaftiz hane bu kadar güzel. Ama çevresi çok kötü. Çevresi derken şunu belirtmek lazım. Bu üçünün olduğu bölüme sur gibi bir yapının içinden geçerek giriyorsunuz. Bu surun içi çok güzel, çevresi çimlik alan vs. Ama dışarısı mezbele denilecek şekilde. Küçük tezgahlar var, burada pazarlık payınız varmış. Aynı şeyi 2 euroya da 1 euroya da bulabilirsiniz. Ayrıca rehberin demesine göre pazarlık payı varmış, ben kullanmadım nedenini birazdan anlatacağım ama siz kullanın.

Bu pazarda çantacılara, özellikle seyyar satanlara dikkat edin. Bu tamamen bizim rehberin uyarısıydı. Mesela bir çanta sordunuz 40 euro dedi. Bu adam bu çantayı size satıncaya kadar peşinizi bırakmıyormuş. Yine rehberin demesine göre, Pisa’da çektirdiğiniz tüm fotoğraflarda bu adam sizinle birlikte görünür. O kadar düşüyormuş peşinize. Tabi peşinize düşünce 38 olsun 35 olsun diye fiyat da indiriyorlarmış, en sonunda Allah seni bildiği gibi yapsın yeter alıyorum bile dedirtebiliyorlarmış. İşte bu yüzden hiç fiyat sormadım, pek de bir şey almadım buradan. Zaten küçük şeyler satıyorlardı. Çanta olan yerlerden hepten uzak durdum. Bir küçük basit fermuarlı cüzdan aldım. Kardeşim de bir Pisa kulesi heykeli aldı. 5 euroya almış olduk bunları.

Sonra San Gimignano’ya geçtik. Bura da pisa gibi küçük bir yer ama çok düzenli nizamlı bir yer. Tarihi olduğunu belli eden bir kasaba ya da köy, artık hangisiyse. Burada yemeden geçmeyin denilen bir dondurmacı var. Meydanında, uzun kuyruğun olduğu bir dondurmacı. Dışında zaten rewards deyip ödülleri yazmışlar. Kuyruk uzun olabilir ama sıra hızlı ilerliyor, burayı es geçmeyin. Burada üç top dondurma külahta 3,5 euro.

Ayrıca açsanız köyün büyük girişinden ilerlerken göreceğiniz bir dilim pizzacı var. Burada pizza margarita, veya zeytinli pizza 2,5 euro. Kola da 2,5 euro. Beni ve kardeşimi doyurdu, iyidir. Tazeymiş, kendi bahçesi varmış adamın.

Siena ise benim istediğime yakın bir yer. Şehir Floransa işgali yüzünden internetten baktık 12. yy civarı olması lazım, uzun bir zaman çivi çakılmadan kalmış. O yüzden orta çağın günümüze ulaşan en iyi kenti olarak turist çekiyor. Yani katlandığı sıkıntıların getirdiği keyifi sürüyor. Şehrin 17 mahallesi var. Bu mahalleler arasında kıyasıya rekabetin olduğu, özel bir ismi olan at yarışı var. Bu yarış kıyasıya rekabet, kazananlar için, yarıştan önce ziyafetler veriliyormuş. Hatta yarış şehirin meydanında yapılıyor, bu meydanda yarışı gören bir balkon yarış zamanında 30 bin euro ediyormuş, rehberimiz dedi. Şehirde İsa tüm krallardan üstündür anlamına gelen kısaltmalı bir saat var, bu da meydandan görünüyor. Kısaltmayı şimdi hatırlayamadım. Bir de POF yazan bir tabela var, rehberin anlatmasına göre bu da çok eski bir örgüte kadar gidiyormuş.

Siena’da meydanın bir üst sokağında bir kahveci var, dışında yazıyor resmini çekmeyi unuttum. Ben İtalya’ya özel kahve almak istiyordum. Bu yüzden buradan iki paket kahve aldım 12 euro verdim. Paketler orta büyüklükteydi. Bu yüzden sevindim. Daha fazla almadım, çünkü Roma’dan da bakıcam kahveci. Mağazaların ikisinde indirim vardı, birisi benetton, diğeri İtalyan markasıydı, şu an adını hatırlayamadım ama üç kazak 59- 69 euroydu. Polo yaka oldukları için bunları da almadım, zevk meselesi.

Ayrıca Siena 60 bin nüfuslu bir kent. 20 bin öğrenci varmış. Zaten cadde üzerinde kırtasiye görünce biraz anlaşılabiliyor.

Roma

Romada görülecek yerler arasında aşk çeşmesi denilen, bir kızcağızın roma askerlerine su içmek için kuyu göstermesinin anısına yapılan bir yer var. Burası o askerlerin su içtiği kuyu bile olabilir tam olarak bilmiyorum.

Diğer bir yer ise İspanyol merdivenleri. Burası Roma vatandaşlarının buluşma noktasıymış. Eskiden beri kızlar erkekler birbirlerini burada görür beğenirlermiş. Buluşma noktası olmasının diğer bir nedeni ise buradan her yöne ulaşımın sağlanabilmesiymiş. Bu alan ismini, yakınında bulunan İspanyol Büyükelçiliğinden almış.

Romada satın alabileceğiniz şeyler arasında, bu İspanyol merdivenlerine bakan küçük bir eşarp dükkanı. Ben ananeme aldım bir tane. %100 polyestermiş, ama en azından güzel görünüyor.

Parlemento binasını da görebilirsiniz. Bir diğer yer ise, İstanbul azizine adanmış bir kilise. Galiba böyleydi. Katolik inancına göre her şehri koruyan bir aziz varmış. İstanbul’unki ise en büyük azizlerdenmiş. Burada O’nun kilisesi varmış. Onun önünde de fotoğraf çektirebilirsiniz.

Gezinin ilk gününde bir kahveci göremedim ama olsun. Gezinin ikinci gününde bir kahveci gördüm. Google maps, apple haritalarda yer almayan bir kahveci. Oturmak için yer yok, sadece kahve satan bir yer. Ne yazık ki fotoğrafını çekmeyi unuttum aceleden. Tazza D’oro diye bir kahveci daha var, Hard Rock Cafe’nin yakınlarında, google mapste bulabilirsiniz. Burası biraz ünlü bir kahveci, ama tatil nedeniyle kapalıymış o yüzden buradan kahve alamadım.

İkinci Gün gittiğim diğer değişik yer ise yukarıda adı geçen Hard Rock Cafe. Burasının iç dizaynı çok güzel. Oturmak da keyifli. Alkol veya kola gibi alkolsüz bir şeyler alabilirsiniz. Swarm kullanmıyorum ama birisi demişti. Swarma yazmışlar; türksen bu mekana git check in yap diye, sonra da ülkene git havanı at vs. Hava olsun diye demiyorum ama hakikaten içi güzel bir mekan, gidin.

Metro kullanmaktan çekinmeyin gündüz vakti, gerçi çoğu gezilecek yer yürüme mesafesinde oluyor en fazla 20 dakika. Tabi bir uçtan bir uca demiyorum görülecek yerler arası mesafeyi diyorum. Ama metroyu da kullanabilirsiniz. Tek kullanımlık bilet 1,5 euro.

Kahveyi Roma’dan paket başı 6 euro’dan aldım. Bunu da eklemek isterim.

Roma’da diğer gördüğüm enteresan bir yer ise bir kilise. Kubbesinin ortası delik. Bir kulaç vardır belki daha fazla. Ama yağmur yağsa bile buradan su içeri girmiyormuş çünkü içerinin havası dışarıdan gelen yağmura karşı tampon vazifesi görüyormuş ve yağmurun girişine izin vermiyormuş. Ek olarak, yine rehberimizin demesine göre, dış görünüşü itibariyle en çok taklit edilen binalardan bir tanesiymiş.

Navona meydanına akşam ve gece kesin gidin derim. Çok güzel oluyor. Müzisyenler bir şeyler çalıyor, gösteri yapanlar oluyor, dinlendirici. Ayrıca burada bir oyuncakçı var, ismi El Sogno ya da buna benzer bir şeydi. Zaten dükkan meydana bakıyor. Buradan Harry Potter asası alabilirsiniz. Plastik 12,5 euro, ahşap 25 euro, ahşap olup warnerbros damgalısı 50 euro. Biz iki kişi toplamda üç tane aldık.

Vatikan

Vatikan Roma içinde olsa da ayrı bir devlet olduğu için ayrı bir başlıkta yazmak istedim. Adamlar 200 senede tamamlamışlar burayı. Roma putperest iken bir insana verilebilecek en aşağılık ceza verilerek ters çarmıha gerilerek öldürülen sahabenin öldürüldüğü ve mezarının bulunduğu, eskiden bataklık olan bir yer. Tabi eskiden dediğim belki bin sene vardır. Bir rivayete göre de hz. İsa bu sahabeye senin öldüğün yerde benim kilisem yükselecek cinsinden bir şey söylemiş ama bunu tam hatırlamıyorum, rehberimiz söylemişti.

Dediğim gibi 200 senede tamamlamışlar, ama iç işçiliği harika bir yer. Yani göze hitap ediyor. Her yanda heykeller, resimler var. Tavanı çok yüksek. Burada kendinizi çekmeniz yasak. Ama etrafı çekmenize bir şey demiyorlar. Ayrıca, girişte sanki hava alanına girermişçesine xray den geçiyorsunuz, ayakkabınıza ve orada çıkaramayacağınız giysilerinize dikkat edin metal olmasın. Eğer olursa zannımca almazlar.

Yurt dışına çıkış hava limanı kontrolleri

Hava limanlarından da biraz bahsetmek istedim çünkü giderken ben de merak ediyordum nasıl oluyor bu iş diye. Dış hatlar girişinden giriyorsunuz. Daha sonra biletinizi ve pulunuzu alıyorsunuz, güvenlikten geçtikten sonra ikisi de aynı alanda. Hangisi önceydi hatırlamıyorum. Sonrasında polis kontrol noktası var, her türk vatandaşı, belki yabancılar da dahildir, sıraya giriyoruz. Yanınızda yeşil pasaportlu iseniz sigorta durumunuzu gösteren belge, 4a olması lazım, edevletten alınıyor galiba, bunu alın. Biz sigortaya gidip oradan almıştık. Bunda edevlet geçerli mi emin değilim. Bir de herkes için geçerli olan bir şey var, çalıştığınız yeri gösteren bir belge alın, bir de varsa çalıştığınız yerin kimliğini getirin. Ben normal pasaportla, kardeşim yeşil pasaportla yurt dışına çıkış yaptık. Söylemeyi unuttum, öğrenci belgeleri edevletten alınacakmış. Yeşil pasaport çalışan iseniz, ek olarak kurumunuzdan yurt dışına çıkmasında bir sakınca yoktur diye bir yazı almanız gerekiyormuş. Öğrenci belgesi edevletten olmalıymış. Ama 4a için bilmiyorum.

Kısacası belgeleri topladık, polis noktasına gittik. Ama beklediğimiz gibi neden çıkıyorsun, nerede çalışıyorsun gibi sorular sorulmadı. Belgelere de bakmadı. Sadece pasaportu aldı, turistik amaçlı mı, nereye, gibi bir kaç kısa soru sormuş olabilirler, onu da hatırlamıyorum. Yani pek de önemli değil.

Polis kontrolünden geçtikten sonra artık uçağınıza binmeye gidiyorsunuz. Gidiş bu kadar.

İndikten sonra da yine pasaport kontrolü oluyor. Valizi aldıktan sonra olması lazım. Burada da nereye gideceksin, kaç gün gibi bir kaç soru soruyorlar ama ayak üstü gibi geldi bana. Eğer normal pasaportlu iseniz baş parmak izinizi alıyorlar, yeşillerde bu yok. Sonra rahatça turunuzu yapabilirsiniz. Buraya eklemek iyi olur, bavulunuza bavul etiketi de alın, isim, soyisim, adres ve 0090 5xx diye giden bir numarası olsun üstünde. Bize son gün gelen bir hatırlatmaydı. 0090 türkiyenin kodu bunu kesin ekleyin. Allah korusun ama valiz kaybolursa nereden çıkacağı belli olmaz.

Dönüş daha da basit. Havalimanlarına girişte bizimki gibi arama yok. Yani direk içeri girip biletinizi alıyorsunuz. Daha sonra arama sırasına giriyorsunuz. Benim küçük bir resimli tabağım, bir de murano camından yapılmış 5- 10 cm lik bir biblom vardı çantamda, yanıma aldığım bir şey söylemediler. Hatta şemsiye sokan bir kaç teyze bile gördük uçakta. Daha sonra bir polis kontrolü var, sıraya giriyoruz. Pasaportunuzu alıyorlar, soru bile sormuyorlardı sanırsam, bir damga vurup pasaportu size veriyorlar. Sonra duty free bölgeye girmiş oluyoruz. Almak istediğiniz bir şeyler varsa, paranız arttıysa burada kullanabilirsiniz. Çok da indirim beklemeyin, %10-30 arası gibi geldi bize.

Türkiye’ye dönüşte yine pasaport kontrolü var. Burada da sıraya giriyoruz. Hemen kontrol ediliyor zaten, diğer yerler gibi. Sonra bavul alma yerine gidip bavullarımızı alıyoruz. Çıkışta gümrük için ararlar diye düşüyorduk, bavulları aldığımız yerin çıkışının önünde polisler bekliyordu, biz da kaçak gibi olmayalım diye yanlarına gittik, geçebilirsiniz dedi direk. Çıktık. Ama biz çıkarken bir başkasını durdurdu, aramaya başladı. Anladığım kadarıyla rasgele arama durumu söz konusu. Artık şansınıza kalmış.

Yanınıza aldığınız hediyelerden, sorunlu olan bir tek alkol galiba. Yani fazla alırsanız Türkiye’ye girişte gümrükte, yani son arama yerinde bıraktırabiliyorlar. Zaten geziye katılan bir gümrükçü söylemiş, para kazanma niyetli gibi görülen alışverişlere el koyuyoruz diye. Ben dört paket kahve almıştım mesela. Bir şey demiyorlarmış abartmadığınız müddetçe. Çikolata olsun, kahve olsun pek sorun değilmiş. Bunlar zaten pek de satışla getiri sağlayan şeyler olamaz.

Resimleri şu anda yükleyemiyorum, bir kaç gün sonra yükleyeceğim.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Yardımcı olabildiysem ne mutlu.

İyi günler ve tatildeyseniz iyi tatiller…

Posted in İtalya gezisi, Yazılarım and tagged , , , , , , .

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir